suluk-slider2[1]

Sülük Tarihçesi

SÜLÜK TERAPİSİ TARİHİ

Sülük tedavisi geçmişte de belgelendirilmiş olan en eski tedavi yöntemlerinden biridir. Sülük tedavisi ilk olarak Sanskritçe alfabesiyle yazılarak Hindistan’da görülmüştür. Hindu mitolojisindeDhavantari sülükler ile bir çok hastalığın tedavi edildiği tüm dünyaya duyrulmuştur. Hint tıp tarihinde önemli bir yeri olan ünlü hekim Sushruta makaleleriyle sülük tedavisinin Çin tıbbında da yer edinmesini sağladı.

Avrupada da tıbbi sülük tedavisi 19 yüzyılın başlarında etkili olmaya başlamıştır. Esas olarak  ünlü Fransız hekim F.J.V. Broussais tarafından (1772-1838) sülük uygulama çalışmaları sonucunda Avrupada yayılmıştır. Broussais bazı iltihaplı hastalıkları kan birikmesi sonucunda meydana geldiğini ve bunun tedavisinde sülüklerin kullanılarak iyi sonuca ulaşılacağını 1808 ‘de yayımladığı makalesinde açıkça belli etmiştir.

Avrupa da ortaçağda kullanılmaya başlanan sülük tedavisi,Antik yunanda ise yunan kralı Kekrops  tarafından daha önceki dönemlerde sülük tedavisini Mısırlılardan Roma’ya taşımıştır. Aynı dönemde Hint mitolojinde yer alan ‘ayurveda’ taoist felsefeden gelen Çin tıbbi uygulamalarından da etkilenerek Avrupa da yayıldığı bilinmektedir.

Asya da ise M.Ö. 200 yılında sülüğün tıbbi kullanımı İyonya’dakolofonluNicader tarafından kaydedilmiştir. Bundan birkaç yüzyıl sonra Galen hastalıkların salgısal teorisini ortaya koymuştur. Buna göre insan vücudu dört salgı içermekteydi; kan , balgam, sarı safra ve siyah safra. Bu sıvıların dengesindeki değişimlerin hastalıklarla sonuçlandığı fikrini ortaya attı. Sülüklerin fazla kanı uzaklaştırmakla bu dengeyi yeniden oluşturmaya yardım ettikleri gözlemlendiğini belirterek sülüklerin benzeri hastalıkların tedavisinde de kullanılabileceğini belirtmişti.

1820-1830’ lara gelindiğinde  aneztezi,antisepsi ve antibiyotik uygulamalarının gelişiminden çok önce Berlin’de Johann F.Diffenbech sülüğü o dönem için karmaşık sayılabilecek plastik cerrahi uygulamalarına yardımcı olacak şekilde başarılı olarak kullanmıştır.

19.yüzyılın sonlarına doğru sülüğün tıbbi kullanımı azalmaya başlamıştı. Bu tedavi usulü gelişmekte ve büyümekte olan modern tıp kavramları ile uyuşmamaktaydı. Hatta sülük kullanımı diplomasız ve yerleşik tıp dışında çalışan tedavi edicilere yakıştırılmaya ve vampirizm olarak görülmeye başlandı.

Tıbbi sülük tedavisinde önemli bir yeri olan Highgraft 1884 yılında sülüklerin tükürüğünde bulunan antikoagülan maddeyi izole ederek sülüğün Latince adı olan HirudoMedicinalise uygun olarak ‘hirudin’ adını verdi.1955 yılında bu madde her yönüyle tanımlandı ve kabul edildi.Balkanülkerinde ise Derganç ve Zdravic, iki Slovenyalı cerrah 1960 yılında ‘sülük kullanımıyla tedavi edilen venözflepkonjestiyo-nu’isimli makale ile bu alanda dikkat çekici bir ün yakaladılar.

1976 ve 1981 yılları arasında Fransız cerrahlar flap doku cerrahisinde ve distal parmak replantasyonlarında başarılı kullanımlarıyla sülüğü yeniden gündeme getirerek Avrupa da sülük tedavisinin önemli bir yere sahip olduğunu ortaya koydular.

MODERN ÇAĞDA SÜLÜK

Eski Avrupa dillerinde ‘iyileşrici’ olarak kullanılan sülük tedavisi 20. yüzyılın başlarında önem kaybetse de 20. Yüzyılın sonlarına doğru yani modern çağda yeniden önem kazanmayı başarmıştır.1900’lü yılların başlamasında kanın pıhtılaşmasını geciktirici ilaçların bulunmasından sonra Avrupa’da gözden düşmeye başlamıştır.Almanya, İngiltere ve çeşitli Kuzey Avrupa ülkelerinde üniversitelerde 1960 yılından sonra sülük tedavisi ile ilgili bir çok araştırma yapılmaya başlanmıştır. Sülüğün sadece pis kanı emdiği düşünülürken 19 yüzyılın sonlarında ‘ hirudin’ adı verilen bir enzimi salgıladığı bulunmuştur. Daha sonra giderek artan şekilde daha birçok enzimi salgıladığı bulunmuştur. Bunlardan 30-40 kadarının tıbbi ve biyolojik etkileri oldukça iyi şekilde çalışılmış olduğu tespit edilmiştir. Elektroforez yöntemi ile yapılan çalışmalarda daha henüz detaylı çalışılmamış 100 den fazla enzimin sülük tarafından salgılandığı bilinmektedir.

SON ZAMANLARDA SÜLÜK TEDAVİSİ

Sülükler, tıbbi amaçlı olarak eski çağlardan beri hastalıkların tedavisinde özellikle flebotomi için kullanılmaktadır. Mısır, Pers, Avrupa, Çin ve Anadolunun en eski yazıtlarında Hirudoterapiye rastlanmış, Galen  tedavi protokollerinde yer almıştır.16 – 17. yüzyıllar tıbbi sülüklerle tedavi , organ ve sistem hastalıklarında uygulanmıştır (Kalp- damar, Karaciğer, akciğer, mide-bağırsak sistemi, verem, migren, menstruasyon bozuklukları, hemoroidlervs). İnsanlık tarihi boyunca bu yönteme ilgi bazen artmış bazen de azalmıştır. 17-19. yüzyıllar tarihe “Sülüklerin Altın Çağı” olarak geçmiştir. O yıllarda sülükler Avrupa’da çok kullanıldığından dolayı azalmıştır. İlk bilimsel Hirudoterapi çalışması İngiltere’nin Birmingham kentinde Prof. John Highgraft tarafından yapılmıştır. Highgraft yaptığı bilimsel çalışmalar sonucu tıbbi sülükten, kanın pıhtılaşma etkisini azaltan bir madde almıştır. Bu maddeye 1904 yılında da “Hirudin” adı verilmiştir.  Halen Almanya da 300 kadar Hirudoterapi kliniği mevcuttur. Avrupa, Rusya sülük tedavisi yaygın olarak tedavide kullanılmaktadır.

Sülük tedavisinin yaygın olarak kabul edilen genel özellikleri

*Trombositlerinagregasyonunuinhibe eder.

* Koruyucu anti trombotik etki yapar.

* Anti hipertansif etkileri vardır.

* Dokuların rejenerasyonunustimule eder.

* Sülüklerin ısırığı akupunktur noktalarına refleksojen etki yapar

* İmmunstimule edici etkisini kanda lenfositlerin sayısını artırarak, fagositoz stimule ederek,  makrofakları aktive ederek ve lenf dolaşımını hızlandırarak gösterirler.

Genel olarak 19. yüzyılda oldukça yaygın olan sülük tedavisi kullanımı, 20. Yüzyılın başında modern tıp dünyasınca tamamen terk edilmiş,1950’li yılların ardından Avrupa’nın bazı bölgelerinde bazı olgularda uygulanarak yeniden güncellik kazanmıştır. Özellikle 1970’lerde örnek klinik çalışmalara konu olmakla birlikte Avrupanın içlerinde Almanca konuşan bölgelerinde doğal tıbbi modern uygulamalarda giderek daha popüler olmaya devam etmiştir. Hirudoterapi’nin çeşitli bilimsel çalışmalarının sonucunda elde edilen başarılardan dolayı doğal tıp olarak kabul edilmiş üniversitelerin bu konuda çalışma yapılan enstitüler kurularak sülük tedavisi gün geçtikçe önemini arttırmaktadır.